Beni sevmemesini anlıyorum da başkasını sevmesini kabul edemiyorum.
Bana sarıldığı gibi başkasına sarılacak bir kere besbelli. İnsan “Olabilir mi böyle bir şey ya? Nasıl olur ki, beni severken sarıldığı gibi içten başkasına nasıl sarılır? Onun da saçlarını koklar mı, boynunu öper mi? Sonra başını geri atıp yüzüne gözlerinin içine bakıp gülümser mi?” diye düşünmeden edemiyor. Hayır artık üzülemem. Çünkü bunlar olacak, olmak zorunda. Bir başkasını sevebiliyorsa, ona daha içten gülümsemek zorunda. Ama nasıl kabul edilir ki?
Aylarca ancak seni böyle sevebilir sana böyle gülümserken her şeye değdiğini hissettirebilir diye düşünürken, şimdi başka bir kızın onu sahiplenmesini kabul etmek zorunda kalmak.
En çok sana özel olduğunu düşündüğün şeylerin öyle olmadığını anladığın için üzülürsün. Kandırılmış gibi hissedersin.
Öyle işte garip, elin ayağın boşalmış gibi, anlamsız. Onun verdiği değerle değerlenip onun alıp götürdükleriyle siliniyorsun.
Çok güzel 2 çift çorabım oldu, mavimsi lila ve gri.
Önemli olan o da değil.
Birine hiç göstermeden ya da hiç söylemeden bir gün ellerinin arkasında senin için uğraştığını, seni düşünerek vakit ayırdığını gösteren aldığın hediye.
O anki mahcubiyet ve mutluluk, insanın sarılası geliyor. Sarılırken kızarmış yanaklarını saklayası.
Şahsen anlamadı, sonra anlatınca da kıpkırmızı oldu.
“Yavrum gel iki lokma bir şey ye, ayna karşısında dikilme zaten güzelsin be çocuk!”
diye mesaj attıydı.
Şimdi de,
“Dişlerini fırçaladın mı? Tembellik etme.”
diye mesaj attı.
Baba :( Babacım :( …
Yoksa bu insanlar hala nasıl “slm, nbr” yazabilirler?
Ya da
“ttlm ii gclr ben yatıorm =)” buna hele “Oha nasıl olur ya?” şeklinde şaşırıyorum bildiğin.
Olm bunların modası bitmemiş olamaz. Kesinlikle zaman makinesi ya da zaman kayması gibi ilginç bir olay. Cidden bana inandıramazsınız 2012 yılında birilerinin hala “-orm” şeklinde yazıştığına. Mümkün değil. Kendimi 12 yaşında hissediyorum o derece.
Bazen bir yiyeceğe/içeceğe takıntım yok diye üzülüyorum.
Mesela bir “nutella candır.” a bile razıyım oysaki.
Mesela birileri kolayı çok seviyor, birileri icetea şeftaliyi, birileri tobleronu, birileri pizzayı, birileri burger kingi.
Olm öyle takıntılar insanı mutlu ediyor resmen ya. Yapacak hiçbir işi olmadığında
“Nutella candır.” diyor adam ve yalan ya da gerçek mutlu oluyor.
Temamın arkaplan rengini hep ruh halime göre değiştiriyormuşum.
Yeni fark ettim.
Bundan 3 ay öncesine kadar 4-5 ay griydi mesela.
Tozlanmış, solmuş, yorulmuş, durgun.
Tam da öyleydi, renk de öyle bir renk zaten. Ne beyaz kadar ferah ne siyah kadar kesin.
2 hafta boyunca da siyahtı mesela.
Çok kararlı çok kesin çok sert.
Sinirliydim de o ara. Öyle noktalanmış gibiydim.
Yazın da lilaydı.
Tam da umutlu ve neşeli, kıpır kıpır ama sıkılan.
Cidden farkında değildim.
Bazen oturduğum masa titreşir gibi oluyor dalgınlıkla telefon titredi sanıyorum, sonra telefonum hemen yanımda duruyor oluyor bakıyorum, bir şey yok ve titreşimde de değil zaten.
Hemen “Aman Allah’ım odamda bi tane daha mı telefon var?” gibi heyecanlanıyorum ve model marka falan düşünüyorum.
Sizce ruh hastası mıyım?

